Cuma, Mart 02, 2018

Kırgınlığı Üstünde

Gelecek

Kırgınlığı Üstünde

        Hafta sonunu sabırsızlıkla beklemekten başka bir çarem yoktu her ne kadar içim içime sığmasa da korku ve endişeden. 
 Bazen insan nereye kadar dayanabileceğinin testini yapıyor ama inanılmaz olan ise bütün testlerden olumlu çıkıyor katlanarak. 
      Anlaşılan durum o ki: katlanılamayan bir şey olmayacak. Her ne kadar önceden düşünülen şeyler olmasa da karşılaşılan durumlar, mutlaka bir yolu bulunup idare yolu seçiliyor.
                Herkesin başından öyle veya böyle birkaç benzer olay geçmiştir mutlaka başından. “Ben dayanamam” dediği olaylar başına geldiği zaman hiç de öyle olmadığı görülür. Bu durum da benim için öyle bir şey işte. Katlanma sınırlarımı zorlayan bir durum oldu. Daha da kötülerinin başıma gelmesini bekliyorum artık. Olasılıklar içinde öngörmem gereken çok daha ileri durumlar yaşayabiliriz. Bütün derdim ve tasam: karşılaşacağımız olaylardan en az zarar ve yarayla çıkabilmek. Söylemesi kolay ama nasıl olacağını ve nasıl altından kalkabileceğimi inanın ben de bilmiyorum şimdilik.
                Cumartesi geç vakitte çıktım yola arabayla. Kafamda dönüp dolaşan bin bir türlü karabasanlar var. Karanlıkta yolculuk bir tünelde ilerliyormuşum gibi geliyor, biraz da yorgunluk ve bitkinliğin etkisi var. Vardığımda ne tür bir sürpriz ile karşılaşacağımı kestirememenin verdiği sıkıntı midemi evirip çevirip duruyor sürekli. Arada yan camı açıp içeriye rüzgâr girsin istiyorum. Yüzüme vuran rüzgâr bazen ılık bazen de soğuk oluyor, beni kendime getiriyor.
            Nihayetinde bir saat yolculuktan sonra eve geldim. Kapıya korkuyla yaklaştım ve anahtarımla açtım kapıyı. Hiç olmazsa anahtar bırakmamayı öğrendi diye sevinmiştim kapı açıldığında. İçeriye, valiz elimde girdiğimde karanlıktı evin içi. Uyumuş olduğunu düşündüm önce. Valizi bırakıp kapının arkasına yürüdüm salona doğru. Evet, uyumuş gibi, ortalık sessizdi.
                Uyandırmamak için dikkat ederek valizin içindeki kirli eşyalarımı banyodaki kirli sepetine koydum. Yarın sabah erkenden makinaya atar yıkardım ve gün boyu kururlar tekrar valizime doldurur götürürdüm. Her zaman aynısını yapıyordum.
                Saate baktığımda aslında çok geç değildi normal insanlar için. Biraz cesaretlendirdim kendimi. Normal bir insan olmaya çalıştım bir anlığına ve daha önce görüştüğümüz bayanı aramayı aklımdan geçirdim yarın buluşmak üzere.
                Görüştük, fazla zorlanmadım aradığımda konuşurken. Her şey normaldi o an. Yarın buluşacağımız yeri kararlaştırdık birlikte. Eşi olduğunu tahmin ettiğim adamın sesi de gelmişti arada yer belirlerken. Birlikte geleceklerdi öğretmen olan kocasıyla. Sevinçle kapattım telefonu. Çok önemli bir iş başarmanın sevinci ve kıvancıyla telefonumu masanın üzerine bıraktım tekrar. Balkona çıkıp bir süre oturdum havayı koklayarak. Hava ne güzel kokuyordu birkaç tür çiçek kokusu geliyordu burnuma ama ayırt edemedim.  Bahçedeki çiçek ve ağaçlardan geliyorlardı bir kısmı. Bazıları da sokak boyunca dikili olan ağacımsı çiçeklerden geliyordu.
                Karnım açlıktan guruldamaya başladı. Öğleden beridir hiçbir şey ağzıma koymadığım aklıma geldi, ekmek aradım masada ama her zaman koyduğumuz yerde ekmek yoktu. Çevreye bakındım ayışığı altında ama göremedim. Buzdolabını açıp baktım yiyecek bir şeyler aradım. Buzdolabı tamtakır görünüyordu. Tedirginliğim geriye geldi yine. Bu adam bir şey yememiş miydi yoksa? Bir anda açlığımı unuttum. İştahım kaçtı düşündüklerimden. Halini merak etmeye başladım. Sabahı beklemekten başka yol görünmüyordu.
                Salondaki üçlü koltukta uyuyup kalmışım. Sabahın erken vaktinde bahçedeki ağaçlara konan yaban bülbüllerinin sesleriyle uyandım. Hemen toparlanıp markete gittim kahvaltılık bir şeyler almak için. Fil gibi aç hissediyordum kendimi. Markete vardığımda neredeyse marketin hepsini almak geçti içimden ama kendime gelince bir gülümseme oturdu sanki yüzüme. Alacaklarımı alıp çıktım. Yolda acele ederek yürüdüm hızlı adımlarla.
Kahvaltımızı yaptık birlikte.  Suratı oldukça siyahlaşmış ve asık görünüyordu sabah sabah. Ne olup bittiği konusunda merak etmeme rağmen bir şey sormamayı seçtim. Hiç olmazsa kahvaltımızı rahat yapmış olalım. Ne olmuşsa olmuştur zaten.
Kahvaltıyı bitirip balkona geçtik her zaman yaptığımız gibi ama bir süre sonra –ben kahvelerimizi yaparken- geriye girdi ve oturdu salonda. İlk anda şaşkınlık yaşadımsa da önemsememiş gibi davranıp kendisinden bekledim konuşmasını. Aksi halde benim sorularımı farklı değerlendireceğini düşünüyordum. Kendisi söylemeye başlarsa dinleyecektim.
Kahvesini yanına getiriverdim ve ben tekrar balkona geçip kahvemi orada içtim. Yarım saat kadar süre geçti beklerken ama herhangi bir hareketini görmeyince çamaşırları makinaya atmaya karar verdim. Makine çalıştırıp tekrar balkona geçtim tavlayı alarak.
“Tavla oynayalım mı çamaşırlar yıkanıncaya kadar?  Serdikten sonra dışarıya çıkar biraz dolaşırız, ne dersin?”

“Olur!” dedi bir süre bakındıktan sonra. Bakışları bomboştu. Kırgınlığı üstündeydi halâ.

               
129/

Devam edecek... Dedenin Torunu

Görsel: Google Görseller

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumlar:
Hoş geldiniz.
İlginiz için teşekkür ederim.